Bir Hayalin Hikâyesi
Bazı şehirlerin kaderini değiştiren yatırımlar vardır.

Yol yaparsınız, ulaşım kolaylaşır.
Hastane yaparsınız, sağlık hizmeti güçlenir.
Fabrika kurarsınız, istihdam artar.
Ama bir üniversite kurarsınız...
İşte o zaman sadece binalar yükselmez; bir şehrin geleceği değişir, vizyonu büyür, kültürü gelişir, ekonomisi canlanır ve gençliği umutla geleceğe bakmaya başlar.
Ağrı'nın üniversite hikâyesi de tam olarak böyledir.
Bugün gençler kampüslerde eğitim görüyor, laboratuvarlarda araştırmalar yapıyor, dünyanın farklı ülkelerinden öğrenciler Ağrı'ya geliyor. Ancak bu noktaya gelmek kolay olmadı.
Bir zamanlar Ağrı'nın en büyük hayali üniversiteye sahip olmaktı.
O yıllarda bu hayali dillendirenler vardı.
"Bu şehre üniversite kurulmaz." diyenler de...
"Kurulacak." diyerek mücadele edenler de...
Hatta üniversite kurulmazsa kendisini yakacağını söyleyecek kadar bu davaya gönül veren insanlar bile çıktı.
Çünkü herkes biliyordu ki üniversite sadece eğitim kurumu değildir.
Bir şehrin kalkınmasının lokomotifidir.
Yıllar geçti...
Ve Ağrı, İbrahim Çeçen Üniversitesi'ne kavuştu.
Bu kez başka bir beklenti doğdu.
"Bu üniversiteyi bizim insanımız yönetsin."
Belki de bu istek sadece hemşehrilik duygusundan ibaret değildi.
Çünkü bu şehrin sorunlarını en iyi yine bu şehrin yetiştirdiği insanlar biliyordu.
Yıllarca bunu konuştuk.
Yazdık.
Tartıştık.
Sonunda o hayal de gerçekleşti.
Bilim dünyasında yaptığı çalışmalarla Türkiye'nin ve dünyanın saygın akademisyenleri arasında gösterilen Prof. Dr. İlhami Gülçin, İbrahim Çeçen Üniversitesi Rektörlüğü görevine atandı.
Elbette bir yöneticiyi değerlendirmek için sadece hemşehri olması yeterli değildir.
Asıl ölçü; göreve geldikten sonra ortaya koyduğu vizyon, yaptığı yatırımlar ve bıraktığı izdir.
İşte bu noktada rakamlar konuşmaya başlıyor.
Göreve başlamasının ardından üniversitede adeta yeni bir hareketlilik yaşandı.
Akademik alanda yeni programlar açıldı.
Moleküler Biyoloji yüksek lisans programı eğitime başladı.
Diş Hekimliği Fakültesinin açılması için YÖK'e resmi başvuru yapıldı.
Bilim Kafe etkinlikleriyle üniversite, kampüs duvarlarının dışına çıkarak toplumla buluştu.
Araştırma altyapısı güçlendirildi.
Yeni laboratuvarlar kuruldu.
Patnos Meslek Yüksekokulu'nda biyomedikal laboratuvarı hizmete açıldı.
MERLAB bünyesinde yeni araştırma birimleri oluşturuldu.
Milli Teknoloji Atölyesi için 30 milyon liralık bütçe ayrılması sağlandı.
250 yataklı Eğitim ve Araştırma Hastanesi için önemli kaynak temin edildi.
Bunlar sıradan yatırımlar değildir.
Çünkü bilim üretmek isteyen bir üniversitenin önce güçlü altyapıya sahip olması gerekir.
Bilimsel üretkenlikte de dikkat çekici bir yükseliş yaşandı.
2024 yılında 247 olan bilimsel yayın sayısı 2025 yılında 330'a ulaştı.
Bu yaklaşık yüzde 33'lük bir artış anlamına geliyor.
TÜBİTAK projelerine yapılan başvurular önemli ölçüde yükseldi.
SERKA, DAP ve diğer proje çağrılarında daha fazla akademisyen yer almaya başladı.
Tıp Fakültesi bilimsel üretkenlikte Türkiye'nin öne çıkan fakülteleri arasına girdi.
Üniversite sadece akademisyenler için değil, öğrenciler için de daha yaşanabilir bir kampüse dönüştü.
Ramazan ayında ücretsiz iftar uygulaması hayata geçirildi.
Çorba Çeşmesi hizmete açıldı.
Çölyak hastası öğrenciler için özel yemek menüleri hazırlandı.
Yaklaşık 1500 öğrenci burs imkanından yararlanırken, yüzlerce öğrenci ücretsiz yemek desteği aldı.
Merkezi Kütüphane 24 saat hizmet vermeye başladı.
Kampüs yaşamını kolaylaştıran birçok dijital uygulama devreye alındı.
Bunlar küçük gibi görünen ama öğrencinin günlük hayatına doğrudan dokunan hizmetlerdir.
Bir üniversiteyi güçlü yapan yalnızca derslikleri değildir.
Öğrencisinin kendisini değerli hissettiği sosyal ortamıdır.
Spor alanında da önemli başarılar elde edildi.
Kadın Kros Takımı Türkiye Şampiyonu oldu.
Badminton Takımı Süper Lig yolunda önemli başarı yakaladı.
Voleybol, futsal, kick boks ve güreş branşlarında Türkiye dereceleri geldi.
Kültür ve sanatta da üniversite adından söz ettirdi.
Ulusal sergiler düzenlendi.
Bilimsel kongrelere ev sahipliği yapıldı.
Turizm çalıştayları gerçekleştirildi.
TEKNOFEST'te öğrenciler başarı elde etti.
Startup yarışmalarında Ağrı'nın gençleri birincilik kürsüsüne çıktı.
Belki de en dikkat çekici gelişmelerden biri kalite alanında yaşandı.
İbrahim Çeçen Üniversitesi tarihinde ilk kez YÖKAK Kurumsal Akreditasyonu almaya hak kazandı.
Üç program ve beş bölüm akredite edildi.
Spor Dostu Kampüs unvanı kazanıldı.
Üniversite GreenMetric sıralamasında dünyanın ilk 500 üniversitesi arasına girerken, Times Higher Education değerlendirme sürecine de ilk kez başvurdu.
Bütün bunlar tek başına bir sonuç değil; belirli bir yönetim anlayışının ve ekip çalışmasının ürünüdür.
Elbette eksikler vardır.
Her kurumun ulaşması gereken yeni hedefleri vardır.
Ancak yapılanları görmezden gelmek de hakkaniyetli olmaz.
Bugün İbrahim Çeçen Üniversitesi, sadece diploma veren bir kurum olmanın ötesine geçmeye çalışan bir anlayış ortaya koyuyor.
Şehrin turizmine katkı sunuyor.
Tarımına dokunuyor.
Sanayisiyle iş birliği geliştiriyor.
Gençlerine umut oluyor.
Bilim üretiyor.
İşte üniversitenin gerçek misyonu da budur.
Ağrı'nın artık tartışması gereken konu "Üniversite bize ne kazandırdı?" değil, "Biz bu üniversiteyi daha ileriye nasıl taşırız?" olmalıdır.
Çünkü güçlü üniversiteler, güçlü şehirler inşa eder.
Bilimin yükseldiği şehirlerde ekonomi gelişir.
Kültür zenginleşir.
Gençler memleketlerinde gelecek hayali kurmaya başlar.
Dün üniversiteyi hayal ediyorduk.
Bugün ise daha büyük hayaller kurmanın zamanı.
İbrahim Çeçen Üniversitesinin Türkiye'nin saygın yükseköğretim kurumları arasında daha üst sıralara yükselmesi, uluslararası öğrencilerin tercih ettiği bir bilim merkezine dönüşmesi ve Ağrı'nın kalkınmasına daha büyük katkılar sunması hepimizin ortak temennisi olmalıdır.
Çünkü kazanan yalnızca üniversite olmayacaktır.
Kazanan Ağrı olacaktır.







