Sandık Üstüne Sandık Baştan Aşağı Yandık…
Yazımın başlığına bakarak siyasi olduğunu düşünebilirsiniz.

Lakin öyle değil.
Tamamen duygusal;
Yani ekonomik.
İnce Veli namıyla maruf Veli Amca, Türkiye’nin gözde turizm ilçelerinden birinde toplantı, düğün ve nişan organizasyonları başta olmak üzere hizmet sektöründe faaliyet gösteren mütevazi bir işletme sahibi, vergi mükellefiydi.
Pandemiden sonra işleri bir türlü istediği gibi gitmiyordu.
Devlete borçlanmıştı.
Vergi ve SGK borçlarıyla ilgili yapılandırma çıktığında sevindi. Gitti müracaat etti, borçlarını yapılandırıp taksitlendirdi. Birkaç yıl da taksitlerini ödedi.
Ne yaptı ne ettiyse işleri eski parlak günlerine bir türlü dönmedi, döndüremedi. Yapılandırmaları bozuldu; vergi dairesi ve SGK banka hesaplarına bloke koydu, haciz uygulamaya başladı. İşlerini döndürdüğü üç beş kuruşu da artık yoktu.
Tam her şey bitti, yolun sonu diye düşünürken yeni bir yapılandırma daha çıktı.
Daha doğrusu, o öyle sandı. Zira kamuoyuna verilen bilgi, yaratılan algı öyleydi.
Bunun öyle olmadığını; vergi dairesine ve SGK’ya gidip taksitlerini yaptırdıktan sonra, peşinat, taksit ve diğer ödemeler için bankaya yatırdığı yüzbinlerce lirasının kuruşuna kadar bloke edildiğini öğrendiğinde anladı:
Bu bir vergi ve SGK yapılandırması değil, vergi ve SGK taksitlendirmesiydi. Hal böyle olunca, mükellefin taksitlendirme paralarına el konulmasına ve haciz işlemlerinin sürdürülmesine yasal bir engel yoktu.
Vergi dairesine, SGK’ya gitti. Durumu anlattı, yalvardı, yakardı, araya tanıdığı hatırlı kişileri koydu.
Vergi Dairesi Müdürü insafa geldi ve:
– “Bir asgari ücret kadar parayı kurum hesabına veya vezneye yatır, onu taksitlerinin peşinatı sayalım, senin hesabındaki blokeyi kaldıralım” dedi.
Günlerce verilen uğraş ve mücadele sonunda bir çözüm bulunmuş ama hafta ve mesai saati de bitmişti.
Veli Amca hafta başı, pazartesi günü sabah erkenden emekli maaşı hesabının bulunduğu bankaya gitti. Bloke konulmayan, evin günlük mutfak masraflarını karşılayan harçlığını, kendi jenerasyonunun deyimiyle “gaz-tuz” parasını çekip vergi dairesine yatırdı, makbuzunu ilgili memura teslim etti.
Vergi memuru:
– “Tamamdır, sen şimdi gidebilirsin. Öğleden sonra hesabındaki bloke kalkmış olur” dedi.
Veli Amca, öğleden sonra blokeli banka hesabını saat başı kontrol ediyordu.
Nasıl etmesindi?
Akşama evine ekmek götüreceği mutfak masrafları için ayırdığı parasını da son kuruşuna kadar vergi dairesinin hesaplarına koyduğu banka blokesini kaldırtmak için kullanmış, beş parasız kalmıştı.
Daha mesainin bitmesine bir saat kadar vardı.
“Herhalde bugüne yetişmeyecek ama yarın sabaha hallolmuş olur” diye düşünüp işlerine konsantre olmaya çalışıyordu ki telefonu çaldı.
Tanımadığı bir numara arıyordu.
Telefonu açtı:
– Alo?
– Efendim...
– Veli Amca merhaba, ben Ahmet. Öğleden önce vergi dairesinde görüşmüştük.
– Evet, Ahmet Bey, buyurun, benim.
– Hesabınızdaki blokeyi maalesef kaldıramıyoruz. Bakanlığımızın kesin talimatı var. Bloke konulan miktarı vergi dairesi hesabına veya veznemize yatırırsanız, blokeyi kaldıracağız.
Veli Amca’nın az önce vergi dairesinden Ahmet Bey’in aradığını öğrendiğinde gönlünde oluşan istemsiz mutluluk, yüzündeki tebessüm yok oluverdi. Yerini kırgınlığa, kızgınlığa, hayal kırıklığına bıraktı.
– Ahmet Bey, biz sizinle günlerdir görüşüyor, konuşuyoruz. Müdür Bey'le de konuştuk. Müdür Bey'le görüşmemizde siz de vardınız.
– Sorunun çözümü için sizler ne dediyseniz ben onu yaptım.
– Cebimdeki harçlığı, evimin günlük mutfak masraflarında kullandığım üç kuruşluk emekli maaşımı kuruşuna kadar aldınız.
– Şimdi nasıl "olmuyor" dersiniz, nasıl olmaz?
– Maalesef, yapabileceğim bir şey yok.
Veli Amca hiç bu kadar çaresiz ve aciz kalmamıştı.
Devletin vergi müdürü, memuru “Sorununu çözeceğim” diyerek son kuruşuna kadar parasını alıp sonra da “Olmuyor” nasıl diyebilirdi?
Devlet, bir yandan “Size kolaylık getirdik, borcunuzu taksitlendirin, yapılandırın” derken, diğer yandan vatandaşın o borçları ödemek için biriktirdiği paraya el koyar mıydı?
Devlet, yoksul vatandaşına kumpas kurar hâle mi gelmişti?
Kurmazdı, kuramazdı. Bu, olacak iş değildi.
Kalktı, vergi dairesine gitti.
Müdür Bey’in kapısını çaldı. Ceketinin düğmesini ilikledi. Kızgınlığını, kırgınlığını belli etmemeye çalışarak Müdür Bey’le ve dairesiyle günlerdir yaşadıklarını kısaca özetledi ve çözüm istediğini, beklediğini söyledi.
Müdür Bey de memuru Ahmet Bey gibi konuşuyordu:
– “Kurallar çok net ve kat’i. Maalesef yapabileceğimiz bir şey yok.”
Veli Amca, son çare olarak Müdür Bey’den bir ricada bulundu:
– “Banka hesabımdaki blokeyi kaldırmıyorsanız, hiç olmazsa 'kaldıracağız' diyerek aldığınız paramı, harçlığımı geri verin…”
– “Maalesef, onu da veremeyiz.”
Veli Amca, namazında niyazında, AK Parti’ye oy veren Reis sevdalısı, kendi halinde, kimseye bir zararı olmayan, sevilen, sayılan, hatırlı bir esnaftı.
Bağırmak, çağırmak, isyan etmek inandığı değerlere de ona da yakışmazdı.
Daireden çıktı, dükkânına geldi, oturdu. Çaresizlik içerisindeydi.
Oturdu, düşündü, hüzünlendi, ah etti.
CHP’nin iktidar olduğu dönemi, İnönü dönemini, o dönemle ilgili anlatılanları, kendi partisinin anlattıklarını, vatandaşın ahırındaki tek ineğinin köye gelen vergi memurlarınca alındığı o devirlerde ailesinin yaşadığı acıları düşündü. Kendi yaşadıkları ile o gün yaşananları mukayese etti.
Vergi Bakanı, vergi müdürü ve vergi memurunun, tıpkı o eski dönemdeki uygulamaları gibi vatandaşı mağdur eden insafsız, vicdansız uygulamaları acımasızca gerçekleştirdikleri kanaatine vardı.
Reis’in bundan haberi olması gerektiğini, haberi olursa mutlaka çözeceğini düşündü ve Reis’e yazmaya karar verdi.
Bir yandan da; “Reis ne yapsın? Adam sandıkları bir yana, adam ettikleri bile dünya hırsı ile hayal kırıklığı” diye hüzünlendi.
Çocukluğunda çok yaygın olan bir türkü aklına gelince tebessüm etti, kendi kendine söylendi:
“Sandık üstünde sandık
Baştan aşağı yandık
Tuttuk da gönül verdik
Adam evladı sandık…”
Derken fon krizi çıktı.
Devamı gelecek yazımda…







